Davul’un Sesi

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yazı: Dr. Necmettin Çalışkan

Ülke bir haftadır yaşadığı “Başbakan değişimi” şokuyla çalkalanıyor. Bu hamur daha çok su götürür. Davulun sesi kulağa uzaktan hoş gelirmiş.

Hatırlayacaksınız Fazilet Partisi’ni bölüp yeni parti kurarken ne kadar iddia ve ithamlarda bulunmuşlarsa bugün hepsi bir bir yaşanıyor. “Ortak akıl; eşitler arası birinci; lider sultasına son; diktatörlük”  gibi. Tükürdüklerini yalıyorlar.

Taraftarlarının iddia ettiği gibi “ortaya birilerinin attığı fitne değil; bilakis halis muhlis kavganın yaşandığı” ortaya çıktı. Görünen o ki, buzul dağının görünen yüzü karşımızda, perde arkası daha sonra ortaya çıkacak.

Bir kulis bilgisi olarak belirtelim, kongre sürecinin aniden ortaya çıktığı sanılmasın. Kuşların verdiği bilgiye göre kongrenin yapılacağı salon, dört ay önce “bir şahıs adına” 22 Mayıs için kiralanmıştı!

Esasen basit anlaşmazlıklar dışında temel konularda aralarında fark yoktu. Suriye politikası, İsrail ve ABD ile ilişkiler, BOP ve AB Süreci gibi ne dış politikada; faiz, bankalar, reel sektör ve borçlanma gibi ekonomik politikalarda; ne de çıkardıkları ahlak dışı yasalar gibi sosyal politikalarda farklı düşündükleri yoktu. Öyle olduğu için de AB vize anlaşmasını dört ay öne çekti diye Sn. Davutoğlu’nun süreci sahiplenmesi suçlar arasında zikredilmişti.

Matematiksel hesaplarla bakıldığında yüzde 49 gibi yüksek oranda oy alan bir siyasi parti genel başkanı’nın ve görevdeki Başbakan’ın seçimden 6 ay sonra görevden azledilme sebebin ne olduğunu bilmiyoruz.

Görevden alınmayla ilgili bilinen yalnızca Pelikan Dosyalarında yer alan incir çekirdeğini doldurmayan kavgalar. Yok efendim Bülent Arınç’a sarılmış, Devlet Bahçeli’yi alkışlamış, Obama’dan randevu istemiş, Hakan Fidan’ı milletvekili adayı göstermiş. Atamalarda müdahil olmak istemiş. Ucunun kime dokunacağını bilerek 4 bakana “Mecliste aklanın” demiş ve yolsuzluk yasası çıkarmaya çalışmış. Düpedüz mert-i kıptı hikâyesi!

Sanılıyor ki Davutoğlu’nun gönderilişiyle “yorgan gitti kavga bitti”. Kanaatimizce bu iş burada kalmaz!

Troller gibi düşene saydıracak değiliz. Ancak şunu da söylemekten geçemeyeceğiz.  Sn. Davutoğlu’ndan istifasını açıklarken omurgalı davranıp dik durması beklenirdi, olmadı.

Refikleri suçlayarak “Cumhurbaşkanımıza saygım sonsuz vs.” hikâyeleri şahsiyeti açısından şık olmadı. Madem ortada hiç bir şey yok niye ayrılıyorsun o zaman demezler mi? Kuklacıya ses çıkarmayıp, piyonlara laf atmak! Olanları çıkıp açıklamak ya da tamamen sineye çekmek erdemdir. Tokat yiyip “öpeyim abi” demek değil!

AKP içinden Sn. Davutoğlu’nun bu kadar zaman peşinden övgüler düzüp bir anda  “vurun abalıya” misali aleyhinde konuşanlar ancak mide bulandırıyor.

Şahsiyetli taraftarların Davutoğlu’na sahip çıkmaları beklenirdi. Kullanılmış elbise gibi kapının önüne attılar, şimdi tekmeliyorlar.

Davutoğlu hafife alınacak adam değil. Askeri okullarda strateji dersleri veren birisinin tek başına hareket ederek kızıp bir anda işi bırakmasını beklemek saflık olur.

Zaten siyasetten vazgeçmediği ve pes etmediği anlaşılıyor. Çekilme kararını ardından Konya’ya giderek kalabalığı toplayıp, güç gösterisi yapması boşuna değil. Taksi durağına veda ziyareti de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Peki, bundan sonra ne olur?

NATO gibi Sn. Erdoğan’ın düşmansız yaşa(ya)mayacağı malum. Göreve başladığı ilk günden beri kendine hedefler/düşmanlar koydu.Son dönemde ise Paralel, Haşim Kılıç, Erdem Başçı, İdris Naim Şahin, Abdullah Gül ve O Zat!

Bundan sonra da kamuoyu ölçüm sonuçlarına göre ve tabi yenisi bulununcaya kadar faturaların kesileceği adres belli, Davutoğlu.

Ne kadar “düşük profil, pasif, kayıtsız şartsız itaat eden, işe yaramaz biri istiyoruz” dense de yeni gelecek Başbakan’la da bir süre sonra uyum sağlanamayacağı aşikar.

Partililer ve halk açısından 15 yıldır ilk defa bu denli liderin karizması çizildi ve AKP taraftarları Erdoğan’ı sorgulamaya başladı. Ölümüne Ak Parti’yi ve Davutoğlu’nu savunanlar da dut yemiş bülbüle döndü!

Süreç nadasta bekleyen parti içi muhalefet, bir başka ifadeyle daha önce harcananlar için güç kazanım olmuştur. Artık karşıda daha güçlü bir blok var.  Bundan sonra onların atacağı adımlar daha fazla dikkate alınacaktır. MHP kongresinde de Akşener’in kaybetmesi halinde siyasetin yeniden dizayn edileceği ve 2.  yenilikçi hareketin partileşme süreci uzak değildir.

Kamuoyunda “fiilen başkanlığa geçtik” kanaati hakim olsa da açılan yeni cepheyle 330’u bulmak biraz daha uzaklaşmıştır. Referandumdan ret oyu çıkma ihtimaliyle halka da gidemezler. Seçime kadar ipler daha fazla Saray’da olur o kadar.

Burada Ebu Müslim Horasanı’nin meşhur sözünü hatırlatmakta yarar görüyoruz.  Onlar, “Zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir