13. Yüzyılda Anadolu’da kaos hakimdi. Bir taraftan Moğol istilaları, diğer taraftan Tapınak Şövalyeleri’nin saldırıları devam etmektedir. Alamut fedaileri denen “soğuk nefes” olarak bilinen yağmacı çetelerde iş başındaydı. Devlet otoritesinin olmadığı bu dönemde basılmayan, talan edilmeyen köy kalmamıştı. Çeteler köylülerin ellerinden türlü çilelerle büyüttükleri ürünlerini, hayvanlarını almakla yetinmiyor, çocuklarını ve kadınlarını da esir ediyorlardı. İnsanlar canlarına mallarına zarar gelmesinden korkarak yaşıyorlardı. Bu olumsuzlukların üzerine, bir de Anadolu insanı arasında mezhep kavgaları tırmanmıştı. 1200-1300 yıllarını İslam tarihi açısından “travma yılları” olarak isimlendirebiliriz. Kaderin neticesi ki bu derece karışık bir dönemde Anadolu’dan Hazreti Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Yunus Emre gibi isimler çıkıyor. Maneviyat doktoru diyebileceğimiz bu isimler toplumun psikolojik yaralarını onarma faaliyetlerinde bulunarak, Anadolu’da yeni bir kültür ikliminin doğmasına zemin hazırlayan Yunus Emre, Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran gibi isimler Osmanlı Devleti’nin manevi kurucuları oluyorlar. Onların manevi yöndeki çalışmaları Osmanlı’nın güçlü toplum ve devlet geleneğinin temellerini atıyorlar. Halka, kaybedilen değerleri yeniden keşfettiren bu manevi güç Osmanlı çınarının tohumunu da çatlatmıştır.
Günümüz İslam Alemi, yukarıdaki tablonun birebir aynısını yaşamaktadır. Bu topraklarda yaşanması lazım gelen manevi kültür yerine: Parti zihniyeti ile yönetme yönteminin sonucunda, İslam alemi savaşlar, kan, gözyaşı, zülüm ve mezhep çatışmalarını yaşamaktadır. Oysaki bu topraklarda partiler, büyük ideallerle kurulmuştur. Diriliş, yeniden doğuş anlamına gelen BAAS partisi tek ve büyük bir Arap Milleti oluşturma amacı ile kurulmuştur. BAAS partisi Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Yemen ve Sudan’da kurulmuştur. Halen değişik şekillerde devam etmektedir. ( Bu konuyu başka bir yazımda daha geniş yazmak üzere burada bırakıyorum.) BAAS idarecileri,( azınlığın çoğunluğa hükmettiği idare) kendi insanını, muhaberat, istihbarat gibi kurmuş olduğu sistemle kontrol altına alarak korku ve baskı ile Anadolu’daki gibi, kendi topraklarında gönül insanlarının yetişmelerini engellemiş. Yetişen bilim ve gönül adamlarını, kendi çarkı içinde ya yok etmiş ya da kendilerine hizmet eder duruma getirmiştir. Sonuç olarak insanlar birbirini keser duruma gelmiştir. Bu durumda acilen alınacak tedbir, bana göre Yunus Emre’nin o kadar yıl önceki aşağıdaki dörtlüğünde yatmaktadır.
Söz ola kese savaşı\ Söz ola kestire başı\ Söz ola ağulu aşı\ Yağ ile bal ede bir söz
Bir söz, sadece bir söz, her iki tarafı da yıkım getirecek olan savaşı, adeta zehirli gıdayı yağ ile bal eder gibi barışa döndürebilir. Söz sihirli bir anahtardır. Çığ söz aynen çiğ yemek gibidir, hazmedilmez. Anlamına gelen bu deyişi, bu günün idareci ve Devlet adamlarına hatırlatmak istiyorum. Burada sen haklısın, ben haklıyım gibi sözler ayrışmayı körüklemekten başka işe yaramaz. Ben falanın yanındayım. Sandıktan çıkan sandıkla gitmeli. Bundan sonra Demokrasi temel alınarak halkın özgürlüğü verilmeli gibi nasihatlerde bana göre çözüm olmaktan uzaktır. Politikacılar bilir. Başarının Onda dokuzu sözle çözülür.
Sonuç olarak: Onun için bir an önce Sözün gücüne inanarak toplumları rahatlatan sözler üretmek lazımdır. Niçin mi? Diyeceksiniz. Çünkü; Bu coğrafyada yaşayan insanlar, yıllarca hak etmedikleri idarelerce idare olundular. Yaşamak istedikleri kültürlerine hasret kaldılar. Adete çölde suya hasret kalma gibi. Şimdi özledikleri yaşantıyı, yaşamak istediklerini, konuşmak istediklerini, bu mücadelenin sonucunda kavuşacaklar umudu ile, mücadele eden her fert ucunda ölüm de olsa meydanları doldurmaktan geri durmuyor. Onların içinden çıkan inandıkları lider insanlar, taraf olmayı bırakmalılar. Bölgenin Yunus Emre’leri ve evliyaları, aynı Anadolu insanının çektiği eziyetlerini, çilelerini unutturduğu gibi, günümüz insanlarının da, ciğerimizi yakan bu ateşi söndürmesi, dileklerimle, Hoşça kalın. Diyorum.

Kalemine kuvvet , yüreğine,gönüne sağlık İsme Abi. Güzel bir yazı, istifade ettik. Allah razı olsun
Amatörce elimden geldiğince, bu işi ciddiye alarak günlük olaylar karşısındaki duygu ve düşüncelerimi ifade etmeye çalışıyorum. Teşekkür ederim Rahmi bey .Şahsınızda bugüne kadar yazılarımı okuyan ve yorum yapan telefonla arayıp yazı hakkında görüşlerini söyleyen kardeşlerime
de saygılarımı hürmetlerimi arz ederek teşekkür ediyorum.
Hocam eline sağlık
Gönüller Sultanı MEVLANA der ki; “Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. “Bizim sözlerimizin hepsi nakit, başkalarınınki nakildir. Nakil, nakdin fer’idir.”
Günümüzün siyasetçileri ise günlerce, aylarca, hatta yıllarca durmadan konuşuyorlar ama sözlerinin gücü yok. Çünkü başkalarını dinlemeden konuşuyorlar. Çünkü sözleri nakit değil.
Allah kalemine güç versin İsmet Hoca. Ellerine sağlık.